AYKIZDAN

Ana Sayfa - Profilim - Arşiv - Arkadaşlarım

ÖZLEM / SEN DE Mİ GELİP GEÇTİN BU DÜNYADAN ? - Tarih: 20:21 8/9/2009 Yazan: aykizdan
SEN DE Mİ GELİP GEÇTİN BU DÜNYADAN ?

İnsan aşırı şişmanların mutlu ve neşeli olduğunu sanıyor...Nedendir bilinmez ..Bu kanaatin nedeni onların neredeyse her gördüğümüzde gerili bir davul gibi duran yüzlerindeki kırışıklıkların yer bulamayışı olabilir belki...Ya da kahkaha attıklarında gözlerinin iyice kaybolacak kadar kaybolması bu yüzde...Ve belki de aynı kahkahalar sırasında hoplaya hoplaya inip çıkması göbeklerinin..Şişman bacaklarının üzerine zar zor yetişerek kahkahayı desteklemeye çalışan tombul kolları ve ucundaki daha da tombul parmaklarla avuçları kapanamayan elleriyle vurmaya ve "durun , yeter , gülmekten çatlatacaksınız beni !" demeye çalışırkenki görüntüleridir nedeni..

İşte O böyle biriydi..Yani tam da bu kadar şişman , tam da tarif edildiği şekilde gülen..Ama aslında ne her zaman neşeliydi , ne de önceleri bu kadar şişman..

Tığ gibi , filinta gibi denir ya , öylesine inceydi , yemyeşil gözleri ve sarışın çehresiyle yakışıklı mı yakışıklı...Bir evin bir oğlu...Kızları sayma köylük yerde , kızlar ki abla da olsa , kardeş de olsa "O " şehzadeydi ve onun dışındaki herkes O' na hizmet için görevliydi ..
Üstelik evde iki anası vardı , biri değil , ikisi de nikahlı..Cumhuriyetin kuruluşu sırasında ve medeni yasa öncesi olduğundan evliliğin biri her iki hanım da kanun sonradan böyle bir hak tanıdığı için resmi nikahlıydı..Kendisi ikinci kadından olmaydı , ama analarının ilki doğurandan bile çok sevmişti..Öyle ki okumaya şehire gittiğinde tutulan evde o yaşlı haline bakmadan tüm evi çekip çevirmiş ve elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeden okulunu bitirmesini ve üniversite kazanmasını sağlamıştı...Çünkü mavi gözlü kocası ölüp , onları iki kadın başbaşa bırakalı çok olmuştu...Yadigardı bir bakıma..Emanetti..Evin erkeğiydi..Direği...Hepsinin gelecekte garantisi belki ..

Okudu..İlk çocukluk yıllarından , babasını kaybedene kadar geçen zamana kadar da şımartıldığından ; hem şımarık hem de dilediği yerine gelmediğinde her şeyi kırıp dökecek kadar huysuz ve yatıştırılamayacak kadar öfkeliydi..

Sonra duruluverdi..Bu tam da kendisini köyünü bırakıp ardından şehre gelecek kadar seven , kendisini doğurmadığı halde özenle doyuran Fadime anasının aniden ölümü sonrasına denk düştü...

Ablası da kız kardeşi de köylük yerde geleneklerden uzaklaşamadan biri amcasının , diğeri halasının oğlu ile akraba evliliği yapmışlardı...

Anası- ki kendisini doğuran Ayşe Kadın - işte o zaman yalnız kalmış ve " oğul " demişti " gel artık köye ..Bunca tarla tapanla uğraşamam ben , hem evlendirelim artık seni , hem de evimizde , başımızda ol , ben de torun torba göreyim , gelin işin ucundan tutsun da şu yaşlılıkta azıcık rahat edeyim , köyümüz , toprağımız , burda . hem burada da senin öğreteceğin çocukları var okulun .! "..

" Olur ana ! " deyip , anasının bulduğu Nazlı ile evlenmişti..İki erkek çocuk doğurmuştu Nazlı ..Nazlanmayı bilemeden..Kendisine biçilen yaşama itiraz edemeden .

Evli , barklı , çoluk çocuklu adam , bırakıp geldiği şehirleri , oralarda kalsaydı neler yaşayabileceği halde yaşayamadığını , dünyanın her nimetinden mahrum kaldığını düşündükçe ... " Körelip gidiyorum , köy kahvesinde pineklemekten öleceğim ! " dedikçe ...Kendini yemeye ve içmeye verdi..

İşte ondan sonra tutabilene aşkolsun..Göbek hafiften hafiften büyümeyi bir kaç yılda tamamladı...O eski zamanlarındaki hareketliliğini yitirdikçe yemekten almaya başladı hırsını...Neredeyse yusyuvarlak oldu bir süre sonra..

" Bu kadar yeme , kalbine zarar ! " diyenlere basıyordu içinden küfrü..."Nasıl yemeyeyim ! " diyordu.." yemekten başka zevk mi kaldı dünyada ? "..Sonra kahkahalarla ; " küfrettim ulan içimden sana , içimde kalmasın !" diyor , bir de dışından küfrediyordu..Her şeye..Talihten , kadere her şeye !

Düğünlerde yine en iyi oynayan ' O ', ölümlerde en fazla yardıma çalışan O'ydu ..Herkesin derdine bir derman bulmak için akıl çoktu...Ama kendini kurtarabilmesine umudu kalmamıştı..

Toprağa bağlandıkça bağlandı..

Ayşe anasının ölümünden sonra bile , her iki oğlu da şehirde üniversite bitirip çalışmaya başlamasına karşın , mal , mülk ve zenginlik açısından derdi de olmadığı halde..Emekli olalı yıllar geçtiği halde..." Bir de biz gidip yerleşelim bir şehre ! " demez olmuştu.." Ne yapacağım bu yaştan sonra şehri ? " diyordu.." Sinema dersen televizyonda işte.., hava mı var şehirde , su mu var ? "..

Bazen de " ne var da bu kadar bağladın beni ? " diyor , toprağa küfrediyordu . Sanki gerçekten köyü bırakıp gitmesine engel olmak için kendisi oraya kök salmış da , toprak köklerinden sımsıkı bağlamış ve bırakmıyormuş gibi .

" Artık yaşlılık geliyor , yeter , hastaneler var , derdine dermanı daha kolay bulmak var , insan şehirde bu yaştan sonra hasta olursa derdine dermanı çabucak bulmaktan başka ne arar ? " deseler de yakınları..

" Olmaz , gidemem , tavuklar , inekler , bağ bahçe...Bunlarsız yaşamayı artık beceremem ki , siz yaşayın oralarda, bize de bayramda , seyranda gelin o bana yeter ! " diyordu..

İşte önce hiç itirazsız köye dönmeyi kabullenen ' O ' ; kendine bu nedenle küskünlüğü ile şişmanlamaya başlayan , sonra da şişmanladıkça hareket etme isteği yiten ve ağlarken de gülerken de , öfkelendiğinde küfrederken de o yusyuvarlak göbeğine bakıp , avuçlarını dizlerine vurmak üzere zor yetiştirirken de bir daha bu halinden hiç kurtulamayacağını düşünüyordu ..

Ama kaderini değiştirmek için çabalamayı da hiç becerememişti..Ne zayıflamayı..Ne de alıp başını çıkıp gidebilmeyi..

En son konuştuğunda da " Şişmanım benim , canım dayım , yaşayacaksın , kanser de neymiş , korkma , o senden korksun , sen her şeyi yenersin " diyen yeğenine " öyle mi diyorsun  , sen hep bana güvendin , haydi bakalım , bunu da yeneriz belki ! " deyip , karşılıklı gülmüşler , yeğeninin " zıplıyor mu yine ? " demesi üzerine acıyla " nerdeeeeeeeeen ! " demişti , "kaç aydır göbek mi kaldı .! , bu ilaçlar adamda iştah mı bırakıyor ? "..

İçi sızlamıştı yeğenin..Gidip görememişti o illete yakalandığını ilk duyduğunda..Sonra zaten kış başlamıştı..Okuldu , işti ..Yaşam gailesi denen her şey elini kolunu bağlıyordu insanın.." Yaz olsun , yıllık izinde inşallah ! " diyordu her aradığında.." Bak yaşamayı unutma , kahkaha atmayı unutma dayıcığım , gülümsemeyi de , sakın haaaa!, Dayan haaaaa ! , Yeneceksin unutma ! " diyordu...

Oysa her aradığında sesi daha da umutsuz çıkıyordu O 'nun ..Yine de güldürmeyi başarıyordu her defasında , " de haydi , iyileş de sana börekler yapacağım zıplatacaksın yine ! " diyerek..

O dayı bugün öldü...Son hafta arayamadığı için kendine kızdı yeğen..İçinde bir kaynayan volkan , tam taşma haline gelip , boğazına bir yumru olarak oturdu...Dökülen gözyaşları söndüremeyecekti yansa da..Zaten hiç bir yangın sönmüyordu ağıtla ,figanla , hiç durmadan da aksa gözyaşlarıyla..

" Oturup O'nu yazayım ! " dedi.." Hamza'ydı adı .Hz.Hamza gücü olsun , köyümüze adını veren atamızın adı yaşasın diye koymuşlardı adını ..Hamzahacılı 'ydı .Ama şimdi anlıyor ki köyün adı belki de " hacılı " değil , bu ölümlerden dolayı , ya da yaşanan başka acılara izafeten Hamza-acılı' ydı..Değilse bile öyle olmalı diye düşündü..Kendi acısı yakışmıştı işte köyün adına..

O kendini böyle yazan bir yeğeni olduğunu öğrenmeyi mutlaka çok isterdi ...Nasıl da gurur duyardı sağ olsaydı..Nasıl kıvançla anlatırdı "yeğenim benim tasvirimi çıkartmış , gelin dinleyin hele ! " diye anlatırken..

Şimdi " Dayıcığım , şişmanım , zıplayan göbeklim , zıplatarak okuyorsun değil mi ? " dediğini duymasını ve gerçekten de o göbeği zıplatıp , gözleri kaybolarak yüzünde kahkahalar atmasını görmese bile hissetmeyi ve emin olmayı , " Yaaa yeğenim ya , gerçekten zıplıyor ! " dediğini duymayı nasıl da istiyordu . Hem de nasıl istiyordu yeğeni..


4.4.2009.GEBZE


Bu üç...Bu öyküyü bu kadar erken yazmak istemezdim...sadece bunu düşünüyorum şimdi.. Ve bir de..Bir önceki seçimin hemen bir hafta sonrasında baba , şimdi yine bir seçim sonrasında haftası dolmadan bir akraba ---- annemin amcasının oğlu, benden beş yaş büyük , aynı evde büyüdük ya , annemin kardeşiymiş gibi dayı dediğim..---kaybetmenin gelenekselleşmemesini diliyorum...

Bu öyküm yayımlanmış.....acım tazelendi gerçi...ama...

Eskişehir' de yayımlanan Emirdağ adlı dergide (Temmuz 2009 20.sayı ) Özlem başlığı ile benden habersiz yayıma vermiş akrabalarım. Tabi bekarlık soyadım olan Türkmen ile...Emirdağlılar Vakfı Kültür ve Sanat Dergisi EMİRDAĞ dergisi ... Yurdun ve Dünya'nın her yerindeki Emirdağlı' lar kim olduğumu kolayca anlayabilsin diye sanırım ... Soyadı ile tanınır ya sülaleler.

Ya da evlilik soyadımı bilemediklerinden.. Esprili bir yorum da beni gurbet ele vermiş olduklarını unutma isteklerinden olabilir.:))
bir gün gerekecek - Tarih: 18:58 8/8/2009 Yazan: aykizdan























ASANSÖR - Tarih: 18:22 8/8/2009 Yazan: aykizdan




ASANSÖR

Aniden bir fırtınaya yakalanmış gibi ürperdi . Hazırlıksızdı hep , nasıl hazır olunurdu ki zaten beklemediği şeyleri yaşamaya . Tüm yaşamını plânlamaya çalışmıştı özenle , alışmıştı tüm plânlarını sırayla , plânladığınca yaşamaya . Üşümekten daha fazla nedene bağlıydı sanki içinin titremesi ." Bir şey olacak " diyordu , " şimdi nedenini çözemediğim , beklenmeyen , anlamsız , ama mutlaka ters bir şey , olacak !".

Buz gibiydi elleri , eldivenlerini nerede unutmuş olabileceğini düşündü . " Tuhaf şey " dedi , " bu mevsimde zaten eldiven taşınmaz ki , nerden de aklıma geldi eldivenlerimi nerede unuttuğum şimdi ? "

Diken üstünde geçirdi günü ; tedirgin , kaygılı , her bakıştan şüpheli . İnsanlar olağan dışı davranmıyordu oysa . Her zamanki gibi rutinin sarmalında geçti zaman , karanlık geldi . Her şey yine kendi olağan akışında yürümüştü ; kapıyı çalıp girenler "merhaba , iyi günler ! " , dileğini anlatıp , işi bitenler " sağolun , iyi günler ! " diyerek çıkanlar.. . En son gelenler de gittiğinde "iyi akşamlar ! " dileğinin sedasıydı arkalarında kalan...

Masasını toplamaya başladı ; not defterine sırayla ertesi gün yapacağı işleri plânladı , yazdı , dosyalarını yerine kaldırdı , kalemlerin kapaklarını kapattı . Gün içinde sık sık yaptığı gibi üfleyip püfleyerek uzaklaştırdı masasındaki son kalan tozları ..

Her akşam yaptığı gibi yine iki kez çevirerek kilitledi kapıyı anahtarıyla .

Eve dönüş yolunda sırasıyla manava , telefonla verdiği siparişi hazırlamış olan kasaba , hemen yanındaki fırına , en son da apartmanının altındaki kitapçıya uğradı .Abonesi olduğu gazeteler ve hiç bir zaman ayın ilk günü gelemeyen dergilerini aldı .

Elleri , kolları dolmuştu , merdivenlerden çıkmayı göze alamadı bu kez . Zaten spor olsun diye yürüyerek çıktığını söylüyordu hep . Önce bir ayağıyla kapıyı tuttu , torbalarını koydu asansöre , çekti kapısının arasından ayağını . Hangi düğmeye bastığının ayrımına varamayacak kadar daldığını anladı sonra .

Asansör hızla yükselirken " hiç bir şey olmadı , tuhaf ! " dedi , " tuhaf ! " , " neydi o bütün gününü bir şey olacakmış gibi ikircikli geçirten ürperti ? " .

Kendi katını geçtiğini farketti sonra asansörün , kızdı kendine ." Sanki ömründe ilk kez biniyorsun asansöre , ne diye doğru düğmeye basmadın ki ! " ...

Birden sarsılarak durdu asansör ,elektrikler kesildi , kalbi hızla çarptı ; bir kez daha kalmıştı böyle karanlığında asansörün , yine aynı ürpertiyle anımsadı .

O zaman da yaptığı gibi kapıyı yumrukladı , sesi düğümlenirdi boğazına , hiç çıkmazdı böyle korktuğu anlarda . Yine sesi çıkmadı . Yarısından çoğu boşalmıştı apartmanın binaya taşındığından beri ..

" İlk katlarda bir daire tutsaydım keşke , ama o sırada bu kadar boş değildi ki , keşke ilk boşalan daireye taşınmaktan vazgeçmeseydim " diye düşündüğünü , " korkularını yenmek için üstüne gitmelisin " diyen o büyük lafı eden adamı , o kitabı yazdığı ve tesadüfen okuduğu bu sözlerle kendisini umutlandırdığı için inançla sevdiğini , yaşamı plânlarken kullandığı ilkeleri arasına yıllar sonra da olsa bir de bu sözü aldığını , tesadüfen karşılaştığı kitap fuarında bu defa başka bir kitabını da alıp , korkularını yenmesi için ilk kitabındaki öğütlerine teşekkür ederek imzalattığını teker teker anımsadı ..

Yazarın adını anımsayamadığını farketti düşünceleri hızla kayarken . Kapıyı yumruklamayı sürdürdü nefesi korkuyla sıklaşırken , öleceğini düşündü . Sık sık değil arada bir de olsa bile ölümü düşünmezdi . " Daha yaşanacak ne güzel günler var ! " derken bu kez niçin öleceğini düşündüğünü ayrımsadı ; o ilk asansörde kalma olayının korkusuydu düşünmesine neden olan . Yine ürpertiyle anımsadı .

Tek başınayken asansöre binemeyişi , spor bahanesiyle merdivenleri tırmanışı , kendi kendine yetme telaşıydı . Korkularının üstünü örterek günleri plânlayışı , yaptığı plânlardan hiç sapmayışı , her şeyi kontrol ederse yaşam sorunsuzca böylece sürer gidere inanışı ...

Cep telefonunu aradı karanlıkta telaşla , kimse yumruklanan kapıyı duymamıştı , buldu . Aklına arayacağı yakında oturan hiç kimse gelmedi . Acil numaraların hiç biri kayıtlı değildi ... Asansörde kalışının ne kadar sürdüğünü sordu kendine , geçen zamanı ayrımsayamadı . Her şeyi yazarak , kaydederek , yaptığı yazılı plânlara uyarak yaşamaya alıştığından dolayı ,hiç bir numarayı aklında , ezberinde tutmadığını yine ve daha da fazla ürpererek ayrımsadı .

Kalbindeki sıkışma arttıkça arttı , nefesi hızlandıkça hızlandı . Karanlıkta rastgele bastı hızlı aramaya kodladığı üstteki tuşlardaki herhangi bir numaraya . Çalmaya başladı telefon , saydı , saydı , saydı , korkuyla düşündü ; açılmayacaktı ..

Tam başka bir numara denemeye karar verdiğinde sevinçli bir ses "merhaba ! " dedi , hiç ara vermeden , yanıt beklemeden , heyecanla sürdürdü konuşmasını : " Uzun süredir aramanı bekliyordum ! . Nerdeyse yine ben aramayı düşünüyordum . Birlikte gidelim dediğimde , bir ömür mutlu olacağız dediğimde , sevgi biraz da her şeyi terketmeyi bilmek , ileriye , bilinmeze gidebilmektir dediğimde gelmemiştin ! . Şimdi geleceksin değil mi , geleceğini söylemek için aradın değil mi , söyle ne olur ? "..

Birden yıllar öncesine uzandı düşünceleri ; gitmekle kalmak arasındaki mücadelesinde en sevdiği insan için bile terketmeye kıyamadığı anlamsız işlerin nasıl kazandığını . Keşkelerle içini kaç kez yaktığını .. Başka hiç kimseyi sevmediğini , sevemediğini ...Gururunu yenip , binlerce kez " ben gelmemiştim ama sen dön , sensiz yaşamak çok zor " diyebilseydi , onun her şeyi , hiç bir şey düşünmeden ardında bırakıp dönebileceğini bildiğini , ama arayamadığını . Ne kadar çok vazgeçmemek için hızlı arama tuşlarına kodladığını ...Telefonu açıp , tam o tuşa basıp çaldıracakken telefonu kaç kez kapattığını anımsadı ....

Karşıdan ses ; " Konuş lütfen ! " diyordu .. " Beni sevdiğini biliyorum , ben de hiç vazgeçmedim seni sevmekten , hiç vazgeçmedim ! "

" Asansörde kaldım , yardım et ! , lütfen çabuk ! " diyebilseydi gelinemeyek kadar uzaktaydı o sesin sahibi .... Onu sevmekten hiç vazgeçmediğini söyleyebilmeyi istedi , sesi hiç çıkmazdı böyle anlarda , yine çıkmadı . Kapıyı yumrukladı yere çömelerek , çaresiz , ağlayarak , kapıyı yumrukladı ,

Sarsıldı asansör birden gelen elektrikle , telefon elinden kaydı , " ne olur konuş ! " diyordu , asansör hızla düşerken aşağıya kulağına ulaşan en sevdiği ses " susma , ne olur konuş ! "

" Tuhaf şey ! " dedi yine asansörün yere çakıldığı en son anda ; " neydi o kitabı yazan adamın adı ? "


13.3.2009.GEBZE

SİNCAN İSTASYONU edebiyat dergisinin 24.sayısı olan 2009 yılı Ağustos Sayısında yayımlandı..

Yazdığım ilk öykü olması nedeniyle...İlk öykümün yayımlanmış olması nedeniyle özel..Sevincimi paylaşacak dostlara teşekkürümle..

KINALI - Tarih: 18:49 29/7/2008 Yazan: aykizdan

KINALI

sel...sel çılgınca sürüklerken dağları
koşa koşa kaçışım , atlayıp taştan taşa
boy yine bir parmakcık , yaş altı , bacak çırpı
sırıl-sıklam oluşum , gök boşalırken hızlı
kucak , kucak sevinçle ,biraz kurumam için
yün yorgana tam rulo , yüklüğe koydu ninem
çığlıklar büyüdükçe , çaresizlik içinde
koşturdukça anneler , babalar ses olmuşken
irileşen gözlerle , anlam arayışlarım..

çalıp götürmüş sular , karagözlü kuzumu
Ceylan emmim dövünür , tutamamış kızını
ağıt , ağıt anası , yaşla döver dizini
unutmuştum , çocuktum , unutmuştum adını
Kumru ; kınalı kuzumun hiç bulunmadı  izi
sel bir zaman  durulmuş ,  koyda bulmuşlar seni
bir mezarın var köyde , içinde çocukluğum

......................ağlıyorum sessizce , !

7.5.2008.GEBZE


Sincan İstasyonu Ağustos 2008.sayısında yayımlanmıştır..
DÜŞ GEZGİNİ - Tarih: 00:39 2/9/2007 Yazan: aykizdan

DÜŞ GEZGİNİ (NECATİ ALBAYRAK'a)


seninle yürüyorum
daracık sokaklarında o kentin
bahçelerinden sarkan taze dallarında
avuçlarımca büyümüş yaprakları dutların.

seninle yürüyorum
imrenerek o kente gidişine,
o kentin yıllar sonra çağrısına gizliden
ses verişine imrenerek yürüyorum düşümde.

ipek mi bu bilemeyeceksin...
kıpırtısı dinmeyen gecelerde yeşeren
sesleriyle böcek mi dutlarca irileşen tırtıl mı
kozasına katlarca duvar ören..

mendil mi sakladığın
o ilk yitip giden sevgiden?

hangi sokağını özledin
anne sesi duymak ümidiyle yüreğinden
kanarken "haydi yemeğe" diyen?

yürüyorum peşinden düşlerimle
ne aradığını (ne bulacağımı )bilmeden,
söyle buldun mu sen kırılan kol acını?
buldun mu yara kabuklarını
bir öpücükle geçen?

yürüyorum ümitle
bir gün gidebilmeli;
öğrenmeliyim ben de hâlâ saklı mı
yitirdiğim izlerim kendi çocuk kentimde
hâlâ saklı mı gözlerim masmavi gözlerinde
bir pınar gibi akar mı yüreğime.?

söyle dönmek mümkün mü çocukluk günlerine?

8.4.2007.GEBZE.ünsal çankaya.(BİREYLİKLER'e yollandı) ve yayımlandı...16.sayısında....

 

 

..............
...............
.................
*düş gezgini- ünsal çankaya
*iki kitap- hüseyin peker
*sesimize suskun bir kar yağıyor- ayhan sönmez
*bireylikler kitap rafı
*ankara vakti-içki vakti-begonya vakti- hüseyin alemdar


başlıklı şiir, öykü, görüşme ve yazılar oluşturdu.

"önümüzdeki sayı kendi aramızda yoksulluğu tartışacağız. yoksulun
nerde durduğunu, yoksulluğundan ne anladığını, yoksulluğuna nasıl
baktığını ve bütün bunların yazıdaki karşılığını söz konusu edeceğiz.
dostlukla."

bireylikler'i istanbul'da beyoğlu ve kadıköy mephisto'da,
pentimento'da, seyhan müzik'te; ankara'da imge, dost, bilim ve sanat
kitabevlerinde; izmir'de kabile, yakın ve kitappark
kitabevlerinde,kayseri'de bilge kitabevinde, zonguldak'ta merdiven
kitabevinde,gebze'de çağrı kitabevinde, çanakkale'de paradigma
kitabevinde, antalya'da kitapkurdu kitabevinde bulabilirsiniz. eğer
bulamıyorsanız abone olmanızı öneririz. sayısı: 3 ytl. yıllık katkı
payı: 20 ytl. posta çeki no: halim şanlıdağ 692233 yazışma; p.k. 271
38002 kayseri, bireylikler@yahoo.com, bireylikler@gmail.com,
bireylikler@hotmail.com isteyen herkese örnek sayı gönderilir.
"


 

 

GÖL(D)E OYUN(U) - Tarih: 17:47 19/1/2007 Yazan: aykizdan

 



GÖLG(D)E OYUN(U)


gölge mi dediniz
içimde koyulaştı birden bire
güneşim yitip gitti birden bire siz
içimden geçip gittiniz

nasıl da ışıdı yüzünüz
günden önce ışıdı yüzünüz
içinizde güneş mi sakladınız
bizden habersiz

gelip gidişleriniz
gelip geçişleriniz, gün aydınlığı
saklı gamzelerinizde saklı gülüşleriniz
saklıca( g)örülü düşleriniz


ah!gölge mi dediniz
daha demin gelmiştiniz gitmeden hani
içimdeydiniz daha demin aydınlıktım,ay(d)ım
geceden habersiz


şimdi siz
yine gittiniz yine günsüz
güneşsiz bıraktınız sizsiz bıraktınız
kalakaldı içimiz ıssız,sessiz,karanlığımız
koyu gölgenizden yazımız.


ah! siz daha demin geçen güneş değil miydiniz?
içimizde sıcağı kalan hani gülümseyen şiirimiz?


20.11.2006.Gebze.


koridor'a.20.11.2006.

 

OCAK_ŞUBAT_MART 2007..2..sayısında yayımlanmıştır.Genel dağıtım ile bir çok büyük ilde ve ilçede kitabevlerine ulaşşmaktadır.

ÖMÜR BİÇEN - Tarih: 03:06 1/1/2007 Yazan: aykizdan




ÖMÜR BİÇEN

törpüsünde sonsuzluğun yaşıyoruz saydığımız yıllar ki dökülüp saçılmıştır
telaşından,bir hızarın dişlerinden,testerenin talaşından ıskartaya ayrılan.

kaba bir marangozluk bu ,ölçü ,bıçkı bilmeyen
ellere emanettir yarınlarımız ki acımasız,hoyrat,kırılır
arastalarda naif,nazik ellerinde ustaların
oymalara,kakmalara,gümüşlü duyarlıklara işlenerek kalmak varken,
kalas olmak bile ölçülü bir inceliktir ,kütük gibi dağlara savruluruz.

yaşamda,ince güzelliklere özlem duyan bir nesle aşinayız
aynı nesil ince ince doğramıştır sezdirmeden ekmeğimize kanı

unutmuyorum,içimizde dönenip durdukça döneniyor bu çelişik ayrılığı
kıramıyorum yine de kırmadan dallarını,budaklarını ayıklamalıyım
diyorum,semirmesin,emeğimden sömürmesin,yeter artık
patlayası göbeğinden bağlamaya çalışırken,kim koparttı,kaçırdı ki
çare diye dönenirken ben ucunu tutamayıp,saplanırken bataklığa
kim oynuyor ip ucuyla,nereden çöker karanlık ,nerden sızar gün ışığı
tünelinden görülmeyen ilençlere düçar olan aydınlık?


bu ruh kaldıramayacağı yükleri taşımaktan bunalmıştır,ıskartaya çıkardık,
yeni bir ruh aranıyor tek kullanımlık;acımasız,aldırmasız,duyarsız ve karanlık.


28.10.2006.GEBZE

 

 

 

"Bireylikler" 12.sayı.Ocak 2007..

 

bireylikler@gmail.com  adresinden edinilebilir...iletişim edebiyatçı- şair Halim Şafak ile...

SADAKO'NUN TURNALARI - Tarih: 02:26 17/9/2006 Yazan: aykizdan


SADAKO'NUN  TURNALARI

uçan bir kuş
vurulur mu özünden?
vuruluyor turna ise gözünden.
vay ne anasının gözü ,ne yaman avcı şimdi!


gülen bir çocuk
vurulur mu düşünden?
vuruluyor bir "küçük kuş" yüzünden.
vay ne anasının gözü ,ne yaman avcı şimdi !


Hiroşima,Nagasaki ,turnalar origami!
bombaların ardından, nedir atom demeden
düş kur ,kurtul ölümden!Sadako'm ,Sasaki'mim!
sen bitiremesen de, tamamlarım ben bine
yaptığın turnaları katlarım yüreğimde,aksın yeter gür çeşme!
sen bir damla su ile geleceksen kendine, vereceğim az bekle!,

girme Ohta nehrine!
her Ağustos yanarım ,ben de vuruldum sende,

vuruldum bin b-içimde!
vay ne anasının gözü,ne yaman avcı şimdi !


bir Ağustos böceği can veriyor içimde.!

6-7. Ağustos 2006.GEBZE

 

12 yaşındaki Sadako Sasaki ,bin turna kuşu katlayabilseydi yaşamayı dilemişti,atom bombasının yakıcı etkisinden oluşan yaralarla..646 tane katladı..647. elinde yarım kaldı..şimdi "Atom Çocukları Anıtı" üzerinde bir heykeli var,ve tüm dünya çocukları kağıttan turna katlayıp gönderirler her Ağustos'ta..Sadako'nun dileği gerçekleşebilsin diye..binlerce turna uçururlar,barış olsun diye...
bomba atıldıktan sonra ağır yanıkları ile yaşamaya çabalayanlar altı kollu Ohta nehrine atarlar kendilerini..oysa yanık için doğrudan su daha can yakıcı..geri çıkarlar,yanık sızısıyla atarlar suya,bin çabayla geri çıkarlar...tükenince dermanları...bir yudum su için yalvarırlar...
Japonlar şimdi o bölgeye durmaksızın tazyikli su fışkırtan bir anıt çeşme de yapmışlardır...
kâğıt katlamayı öğrettik mi mi çocuklarımıza..?
bir yudum suyun değerini öğrettik mi ?
bir canlının yaşamının değerini ?
geç kalmayalım.!

 

 

bu şiirim de ŞİİRİ ÖZLÜYORUM dergisinde yayımlanmıştır.

EKİM,KASIM,ARALIK 2006 18.SAYI'yı kapsayan üç aylık dönem için yayımda,ulaşılabilir adres   www.blogcu.com/siiriozluyorum/ dadır.

YAKTIK - Tarih: 02:25 17/9/2006 Yazan: aykizdan

YAKTIK

kırk katırı biliriz biz ,kırk satırı,

asmayı biliriz,hançerlemeyi ,iyi biliriz sırttan

haremlerde kardeş boğma geleneği de bizim

bizim yine çok sevdim de öldürdüm  hakim beyim demeler

terkeden sevenleri,kurşunlara dizerek.

 

Bedrettin'i astık,Pir Sultan'ı

ölüp ölüp dirilirler bilmeden.

bir yakmayı bilmiyorduk eskiden

iki Temmuz miladı oldu dostlar

türkü yakanları yaktık,şiir yazanları yaktık,yaktık çizenleri çocukcasına

yaktık utanmadan semaha dönen gencecik fidanları

utanmadık koca Bezirci'yi yakarken,öyküleri dünya dillerindeki Aziz ustadan

utanmadık,davranmadık sönsün bu yangın diye bir kovacık su ile

seyre durduk beyaz camda,seyre durduk elimizde fincan fincan çaylarla

 

burnumdan gitmeyen yanık kokusunda çok payımız var

payımız var içimde yanan insan etinden dökülüp dağılan tikelerinde

öyle yapıştı ki bulaşık balçık,yapışıp kaldı ki ellerimize

nasıl temizlenir yüreklerimiz,nasıl arınılır yangın isinden

bir çare gösterin ey güzel dostlar

bir çare  ki  ; 

bağışlansın yüreğimiz içinden.

 

2.7.2006.GEBZE

 

ŞİİRİ  ÖZLÜYORUM" dergisinin Ağustos-Eylül  2006. 17. sayısında yayımlanmıştır.

 

dergi tanıtım sayfası www.blogcu.com/siiriozluyorum/ dur.iletişim ve abonelik bilgilerine oradan ulaşılabilir.

BİREYLEM - Tarih: 02:22 17/9/2006 Yazan: aykizdan

BİREYLEM

 

haydi bakalım

birey olmak kolay mı ?

yeterince eğlendin gönül!

 

bireylendin,bireyleştin ,bireyselce eğlendin

haydi gönül bırak artık bırak  yeter eğlenceyi oynaşı!

zamanıdır bırakmanın gerekmeyen uğraşlarla telaşı!

 

haydi gönül,haydi artık biraz cesur ,biraz cabbarane ol!

biraz biraz vakti geldi alim olan ağlasın da arif olan anlasın

hey gidi günler denilen ne günleri özletiyor şu yaşadığımız yıllar!

haydi artık vakit tamam pek birikti bungunluklar biraz eylem yapmalı!

bireysin sen ,bilgin yeter,insan gibi yaşamanın geldi artık zamanı!

"ne yapmalı" ne etmeli nasıl olmalı dünyamız,buna çare bulmalı!

haydi gönül,haydi birleş bireylerle, bireyleşen bireysellik bir yere kadar deyip

aklı başa devşirip te,plan proje çizerek,yakışacak,yaraşacak bir eylem yapılmalı!

bir eylem,bir eylem ,bir eylemin şimdi artık tam zamanı hey gönül!

birlik günü ,dirlik için birleşip te yapılmalı bir eylem,bir eylem ki şimdi eylem zamanı !

bir olmak var benzerlerin içindeyken bir kalarak hür olmak var ,eylem buna değmeli!

bir eylem yapılmalı,bireyleşen bireylerlerle bir eylem!.tam zamanı !

5.5.2006.GEBZE

 

"BİREYLİKLER" dergisinin  Temmuz-Ağustos 2006. 9. sayısında yayımlanmıştır..Editörü  edebiyatçı,Şair Halim Şafak olan dergiyle iletişim adresi  bireylikler@gmail.com   olup,edinilebilecek adreslere ve abonelik bilgilerine bu mailden yanıt alabileceksiniz.


:: Sonraki Sayfa