Yarın Avukatlar Günü! (Bu da Böylesine Bir Hiç)

2018-04-04 19:55:00

Yarın Avukatlar Günü! (Bu da Böylesine Bir Hiç) Yarın ülkemizde “Yurttaşı savunma” görevini silahsız yapan bir meslek grubunun kutlanası günü. Hukukçular, özelinde de avukatlar günü. Savunma adalet ihtiyacının en temel taşlarından. Görevini yapabilmek için hukuk iklimindeki aksamaların olması ve onun bilgisi, becerisi ile hukuk içinde müdahaleye zorunlu olması gerek... Herkes gönül huzuru içinde yaşıyorsa, uyuşmazlık yoksa, adalet kendiliğinden oluşmuş bir düzen halinde kanıksanmış ve kimse bu düzenin dışına çıkmıyorsa... Olmasa da olur bir meslek... Çünkü adalet terazisi dengede ise bahçesine çiçek dikmeyi özler o mesleği yapan insanlar... Karın doyuracak bir işten ziyadedir konumu, yorucu, yıpratıcıdır ve özen ister isteyerek yapandan. Yargı sacayağı gibidir deriz, okulda ilk öğrendiğimiz ilkedir o. İddia, savunma, karar. Her üç makam da işini geleceğinden kaygısız, layığı ile yapmalıdır. YARGI BAĞIMSIZLIĞI işte bu nedenle anayasal koruma altındadır. İddia ve savunma taraftır, bir tarafın hakkını hukuk içinde arar.  Yargıç ise karar verendir, tarafsızdır, işin aslı, özü budur, o nedenle tarafsızlık anayasaya yazılmasa da zorunlu bir niteliğidir işin, yazılması fuzulidir, yazılıp bağımsızlığına el atılıyor, taraf tutmaya zorlanıyorsa siyaset tarafından anayasaya tarafsız ibaresi ekliyoruz diye övünmek abesle iştigalin ta kendisidir. Bu ülkede bir ilin Cumhuriyet Başsavcısı "naklen" derdest edildi makam odasında... Sustu ve korktu halk. Sürgün edildi insanlar "kumpas davalar" kuran tarikat ehlince... O insanlara zırhlı araçlar verip, "bu davaların savcısıyım" dedi siyasi iktidar... Sonra "Aldandım" dedi... "Millet... Devamı

ANITLAR ANIMIZDIR-TEKTAŞ AĞAOĞLU AĞABEY ANISINA

2018-04-04 19:30:00

  Ispanak aldım, dün. Kimse de a, ıspanak aldı şu kadın demedi. Normaldi bu alışveriş markette. Tektaş ağabey önceki gün öldü. Sessizce. Öyle çok, saatlerce haber olmadı ölümü birkaç haber kanalı dışında, çoğu farkına bile varmadı ya da varıp duyurmadı. Birçok sol partinin kurucu üyesiydi oysa. Ülkenin geleceği için düşünceler üreten, kaygı duyan, yol gösteren... Üreten ve bölüşen bir insandı. Sömüren ve hep alan değil. Menderes döneminin bakanlarından birinin oğluydu, sağ gelenekten, ne istese olurdu o yolda gitse, o gitmedi. Sol dedi, sosyalizm dedi. Eşitlik, adalet ancak bunlar ile gelecek ülkemize. Duyarsızlık ülkenin olağanüstü hallerde olmasından değildi, umursamıyordu artık kimse ömründen ömür verenleri ülkenin barışçıl geleceğini kurmak isteyenleri. Sığamadım eve. Kırılıyor insan, gadre uğramış gibi hissediyor böyle duyarsızlıklarda. Yapacak başka bir şey bulamadım evde dönenirken. Çıktım, şehre indim, eve dönerken de ıspanak aldım iki bağ.  Kilo ile satılmıyor markette, daha doğrusu yine tartılıyor da peşin bağladıkları demet ile...  İki kişiyiz evde... Fazla bu. Ne yapsam fazla işte... Bir bağ alsaydım bile artardı ya tuttum iki bağ koydum sepete... Sebepsiz, öyle. Dün otobüse de bindim, evet, yine, durakta epey bekledim üstelik. Çok soğuk olsa taksi ile inerdim şehre. Banliyö sayılan bir mahalledeyim çünkü yıllardır... Şehre inmek deyimi ne o eski komedi film adından aşırma bu yüzden, ne de kinaye. Doğrudan kitapçıya yürüdüm. Gençler dergi bırakacaktı adıma, çıkmışken bari onu alayım diye. Uğramış ama bırakmamışlar, birden sebepsiz kaldı çıkışım, bakındım raflara, Hece de... Devamı

ANADOLUM BİR ULU ÇINAR, VARLIĞI,ÖMRÜ,GÖLGESİ HEPİMİZ İÇİN

2018-04-04 19:17:00

  Çınar, ne güzel bir sözcük. İmlediği ömrünün uzunluğu, dalların gürlüğü, gölgesinin koyuluğu, büyüklüğü. Oğullarımıza isim olsun, asırlarca yaşayan bir ağaç olsun, ama yakılmasın, yıkılmasın bir ilçeye isim olunca. Çünkü yakılan, yıkılan bu memleket bizim. Bir çakıl taşını bile vermeye razı olmayacağımız hani. Ölen, öldürülen de bizim insanımız. Çocuk, kadın, erkek, hepsi bizden, hepsi birilerinin özü, canı, cananı. Terörü lanetliyorum! Yetmiyor. Çünkü çözüm o değil. Çözüm beddua ile gelse dağ taş düzlenirdi de biterdi kan. Biterdi, binlerce yıl önce. Konuşurken duymamak için kulağımızı kapattığımız küfürleri sayfalara açıkça yazmak da bitirmiyor terörü. Ayıplıyorum her yazanı, sanal sayfanızda terörist mi var ki okusun, görsün de varsa duygusu utansın? Bu nasıl bir patlama ki, kör ediyor gözünüzü, kalbinizi? Nasıl bir çaresizlik, basiretsizlik. Zayıflık ve zavallılıktır çünkü küfürle ifade etmek bir yanlışı. Terörü lanetliyorum! Tamam! Orda bitse yurttaş olarak görevim, yatar, kalkar lanetliyorum yazarım. Bitmiyor! Görmüyor musunuz? O terörü durdurmakla görevli olanların da işlerini yapmalarını istiyorum; ısrarla, yasalardan doğan ve insan olmaktan gelen o en içten, o en güçlü hakla, mutlaka. "Bakın nasıl da yakıp yıktılar, caniler" demek biz sade yurttaşların işi, yönetenlerin değil. Onlar şikâyet yerinde değil çözüm yerinde olduklarını unutalı, unutturalı, o güçle itiraz edenleri susturalı güce tapanlar arttı. Görmez... Devamı

KADINA ŞİDDET SUÇTUR

2018-04-04 19:14:00

  Kadına Şiddet suçtur. Yaşam hakkına saldıran her eylem suçtur aslında. Kasıt ile, ihmal ile. Söz ile, işaret ile. Davranış ile. Tüm insanlara, hayvanlara şiddet suçtur ve suç tanımında asıl olan, öz olan budur elbet. Kadına şiddet suçtur diye alt başlık açmanın nedeni en fazla mağdur olanın, maktul olanın kadın -yaşı büyük, küçük, çocuk ve bebek hali dahil- olmasıdır. Kaba kuvvet ile, cinsel saldırı ile öldürülen ya da bu şiddet türlerinin mağduru olan kadınlar yılda bir gün "ana", bir gün "sevgili", bir gün "emekçi" olmanın sahte kutlamalarına muhtaç değildir. İnsan olan her zaman insan sayar kadını. Her alanda eşit sayar varlığına, benliğine. Yazarken de yaşarken de ayrımsız ise yüreğiniz diğerkam olmayı bilenlerdenseniz eğer tamdır insanlığınız. Değilse bencillikle sakatlanmıştır muhteşem varlığınız. Derhal silkelenip, arınmalısınız ki insan kalabilesiniz insan yarınızın yüreciğinde. Çünkü bencillik bir şiddet türüdür. Kadın ve erkek bencil olabilir, ayrım yok bu nedenle. Birlikte yaşanan yerde, bulunulan ortamda diğerinin haklarına saygı duymak ve kendi sınırında kalmak yerine dışına çıkmak, herkesi ve her şeyi kırmak, dökmek, horlamak, zorlamak ve sadece kendini hak sahibi saymak zorbalığın bir türüdür çünkü, adına bencillik dediğimiz. Dünya emekçi kadınlar günü bir anma günüdür tüm dünyada haksızlığa, ayrımcılığa, şiddete maruz kalarak ölen onca kadını. Tüm bencillikleri kimden gelirse gelsin reddederek. Emeğiyle var olmaya çalışan kadınlar arasında olmanın onuruyla... Anlayan ve bilene, yüreğiyle insan olana, ins... Devamı

BİR ÖMRE AKIŞ

2018-01-03 02:24:00

  BİR ÖMRE AKIŞ    Yıllar geçiyor ve ben  Sevdiğimi şiire yazıyorum, şiiri sevdiğime.  Bütün diyeceklerim sığdı birkaç dizeye.  Ama, bilirim, şiir desem okumaz,  Yaşamayı dilediği öyküye.    Yıllar geçiyor ve bu yüzden;  Sevdiğimi öyküye yazıyorum, öyküyü sevdiğime.  Bütün diyeceklerim sığdı birkaç cümleye.    Günümüzü kolaylayan ellerim ki, yer aldı,  Karanlığı doğrudan yargılayan yüreğim.  Şimdi gözlerimden okuyacak acıyı ve sevinci,  Aldığı her nefesi verdiğime eş diye  Sevdiği benim dilim, benim ruhum ve tenim  Tüm ömrüne sığmalı.    Yağmura yaş olanı, gönlüne düş olanı,  Kar yağanı, kış olanı, yel eseni de oldum,  Okumayı diledi. "Ömrüm boyunca!" dedi.  "Yaşarım!" dediğim de o andan ötesiydi.   Bıkmadım, altını üstünü çize çize yazarken bu öyküyü,  Okudum ve okundu her zerresi nakşedildi gönlüme,  Sevgiye dokunuyor, sevdiğimin diliyle.   Gebze,1 Mayıs 2017. Ünsal Çankaya   TMOLOS EDEBİYAT Ocak 2018, Sayı:70.... Devamı

SANDIK LEKESİ

2018-01-03 02:22:00

SANDIK LEKESİ   Yaşam uçup gidiyor havaya, Anlar kalıyor avucumuzda, Anılar, dağarımızda.   Gölgeleri de koyalım anıların yanına, Derlenip dürülsün ağırlıkları. Sandık açıldığında, lavanta kokusuyla İçimize çekeceğiz nasılsa, Özlem dolu o yılların ardına.    Bellek her bir anı canlandıracaktır ya Gölgeler çok sararır mı acaba?    Gebze, 4.5.2017. Ünsal Çankaya.   SARMAL ÇEVRİM İki Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi. Ocak-Şubat 2018, Sayı:1 Devamı

MASUMİYET MÜZESİ O KADAR MASUM DEĞİL ve SEVGİ EMEKTİ

2018-01-03 02:11:00

  MASUMİYET MÜZESİ O KADAR MASUM DEĞİL ve "SEVGİ EMEKTİ!"   “Sevgi emekti.”   Bu kısacık cümlecik bize yıllardır o filmi, o filmdeki kadını, kadının seçimini, nedenini ifade ediyor. Bugün ben sevgisi ve emeğiyle sevdiği kadını yitirme kaygısını bile saygın taşıyan ve "sevgi emekti!" dedirten, emeğin sevgiyi, sevgiliyi, sevgiliye kazandırdığı o adamı yıllar sonrasında, yakından gördüm. Çoğu kez gezi izlenimi yazmasam da sadece bu rastlantı fotoğrafı çekilmediği için unutulan anlar arasında kalmasın diye uykudan önce yazıya geçirdim.   Uzun zamandır yaptığımız gibi Gebze’den bir grup dost ile erkenden buluşup, İstanbul’dan katılan, bir kısmı çalışan ve bir kısmı benim gibi emekli olan, iyice kaynaşmış hukukçu gezi grubu ile İstanbul'da, Çukurcuma, Cihangir, Şişli, Nişantaşı, Kurtuluş gibi iç içe geçmiş semtlerini karış karış değilse bile cadde, sokak, kaldırım demeden adım adım gezdik.   Kahvaltı Cihangir'de. Eski ve dar binalardan dönüşen basık tavanlı, ahşap ağırlıklı bir yığma taş binada, semtte bir yöresel değişiklik olsun diye ta Hatay'dan getirilen organik ürünler sunan bir küçücük alana hepimiz sığmaya çalışarak, personel ise ilk kez bunca kişiyi aynı anda ağırlama zorluğuna yetişmeye çalışarak. Doyduk, kalktık.   Sonrası antika dükkanları arasındaki yolculuğumuz ve sevgili sınıf arkadaşım, ülkemizdeki ilk il kadın Cumhuriyet Başsavcısı ünvanlı Işık ile kendimize özel kahve molası.   Çoğu yeri dışarıdan görüp, duvarına, penceresine uzanıp, öyle bakınıyoruz, çünkü ya kapısı kapalı ya benim astımım izin vermiyor içerideki yoğun nem ve toz deryasına. Firuz Ağa Camisini işte bu yüzden dı... Devamı

KADIN HAKLARI MI?

2018-01-02 23:33:00

KADIN HAKLARI MI? 05 Aralık, 00:00.2017 Yurdumuzda kadınların seçme-seçilme hakkının kabul günüdür de... Çok anlamı kalmadı gibi bu hakkın... Kadınların sanki eve kapatılması için adım adım yasalar çıkartılırken, olmadı yangınlarla daha büyümeden köklerine kibrit suyu denilen zamanlardan geçerken, kalan çoğu da zaten onlara biat eden ve kendini birey saymayan-köle-haline dönüşmüşken ... Üstelik de ömrümüz "tek derdimiz anayasa madem delindi, adını başkanlık koyalım" deyip duran siyasetçilerin elinde biçimlenirken... Neyi kutlayacağız bugün? O hakları neredeyse hepten yitirişimizin acıklı öyküsünün içimize oturmasını mı? Eril dünyadan yükselen “Ne hakkı, İsmail Hakkı!” diyen çiğ sataşmayı mı? “Hani eşitlik diyordunuz, nerede eşitlik, niye erkek hakları yok” diyen mantıksız mantığı mı? 2014 yılında, aynı gün yazmışım yine… Güncel. Daha da güncel üstelik. Onu tekrar ile yetinmek içimdeki bungunluğa bir bardak su. Çünkü sitemler yetmiyor ama, kahırlanmak yetmiyor ama, durdurmak da zorlaşıyor süreci ama… İlerde bir gün, “Ne yaptık biz, sen ne yaptın?” diye sorulduğunda… “Susmadım hiç, görün, uyanın!” dedim, “Haykırdım, ortak olmadım haklarımızın çalınmasına!” diyebilmek için de olsa… İçime bir bardak sudur çığlığım. Yazıyorum. Okunsun. Ders alınsın, olursa! O yazımla bir kez daha soruyorum bugün de… KADIN HAKLARI MI? Kadını- kendi arzusuyla kılıfı altında- örtülerin altına saklayan bir iktidar, en tepeden en aşağıya kadar kademe kademe yayılmış ve artık varlığının makarna- kömürle izahı... Devamı

YARGISIZ-ADALETSİZ DEĞİL ADALET SİZ OLUN

2017-12-30 20:17:00

YARGI-SIZ ADALETSİZ DEĞİL ADALET SİZ OLUN! Yazıya üçüncü alt başlık olarak OYUN GÜZELDİ demek isterim. GERÇEKLER ACI! Geçen hafta içinde yılın son etkinliği olarak yakınımızdaki bir üniversitenin öğrencilerine kültür hizmeti olarak sunduğu ve bizim de uzun süredir uygun bedel ile yararlanabildiğimiz konser ve tiyatro etkinliklerinden olan bir oyunu izledik. Yıllarını adalete, hukuka harcamış yirmi kişi kadar arkadaş buluşmuştuk izlemek için. İzlememiş olsak hem kayıp hem ayıp olurdu, izledik, oyun sonu hepimizin ortak yargısı “Oyun güzeldi!” oldu. Elbet oyuncular hem izlemekten mutlu olduğumuz insanlar hem de oyunun hakkını veren gerçek tiyatroculardı. Ama gerçekler oyun değildi, acıydı, iç burkuyordu, o kadar tanıdık geliyordu binlerce yıldan seçilen olaylar, o kadar dün yaşamışız gibi, yarın da yaşayabiliriz gibi geliyordu ki üstelik, insanın boğazına bir yumru tıkanıp kalıyordu. Oyun sırasında o yumruyu hafifletecek tek teselli kendi adaletimden ödün vermemek için yaptığım mücadelenin varlığı ve bunun iç rahatlığı idi. Rutkay Aziz ve Taner Barlas’ın birlikte rol aldığı ve tam adı “Adalet, Sizsiniz (Sokrates, Galileo, Sacco, Vanzetti)” olan oyun, 2012 yılı Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne layık görüldü. Ümit Denizer’in kaleme aldığı “Adalet, Sizsiniz” oyununun sahne tasarımı ve giysileri ise Metin Deniz imzası taşıyor." Ben güncel dilde Galile için Sakko ve Vanzetti için Türkçede söylediğimiz gibi yazmayı uygun buldum her ne kadar yukarıda tırnak içine aldığım tanıtım bülteni başka yazmışsa da.     Adalet erdemdir! Oyun içinde en çok geçen sözlerden biriydi önceki kısa yargı.  Doğruydu... Devamı

KIRILDIM

2017-12-03 01:12:00

KIRILDIM Balından çatlayan karpuz gibi su sızdıran testinin Güzelliğine eş görüntüsünün derde deva, Kalbe şifa yanından beslenirken kırıldım. O hoyrat dilin ne söylediğini duymadım. Fısıldadı sanırım, sonra duymadığımı anladı. Öğrenemedim çünkü dudaktan okumayı. Öteleyen seslere kapalıdır yüreğim, Gözlerim bu yüzden fazlaca ihtar aldı, Kulaklarım duymamaya ayarlı. Böylesi iyiydi. Hiç söylenmemiş sayıldı. Ama anladım ki yanlış yaşıyor, çok yaban! Uzaklaştım, dokunulmaz yalnızlığıyla kaldı. Çağ kör etti gözlerimizi, sağır oldu kulaklarımız, Yabancılaştık iyimize, yerimiz kadar dilimize, Güzel sözler neden kurşun geliyor bize? Oysa insanca bir dokunuştur her dize, İnsan insanın külüne muhtaç diye, İyi gelsin için dertlerimize. İstenmeyen zamana uzatmışım elimi, anlamadım, İstemem demiştir belki, hızla sildim anılarımı, Görmedim, duymadım, duymasam da anladım. Yanılmıyorsam işte orada kırıldı kalbim, Belleğim acıyla yandı, kıranı anımsamadı, Yanılmıyor olsam... Kalbe şifa olur muydu hiç zaman? Gebze, 3.12.2016. Ünsal Çankaya. Akatalpa Aylık Şiir ve Eleştiri Dergisi. Aralık 2017, Sayı:216.   Devamı

ANIMSAMA BİLGİSİ

2017-12-03 01:06:00

ANIMSAMA BİLGİSİ. Kimse isteyerek unutmaz bir çiçeği, Çocuk değilse. O da tam öğrenmemiştir adını, Almamıştır kokusunu mutlaka. Biraz tadıyla belki, biraz tuzu, biraz acıyla, ama... Yemekler gibi çiçekler, kokusuyla saklanıyor anıya. Gebze, 20.7.2017. Ünsal Çankaya. TMOLOS EDEBİYAT Aralık 2017, Sayı:69. Devamı

NEYE İTİRAZ?

2017-11-25 01:59:00

15 Kasım 00:002017     Night Train to Lisbon. (Lizbon'a Gece Treni) 2013 yılı yapımı bu filmi yeni izledim.  Çok beğendim yeterli bir tanım. Çok duygulandım fazlası. Sol duyumla savaşlara, kıyımlara, işkencelere yine karşı çıktım elbette, elbette ki sarsıldım filmde satır arası verilen acılarla. Tarihten kimsenin ders çıkarmadığını, benzer acıların dünyadaki çoğu ülkede, memuriyet sınırını aşan caniler eli ile yaşatıldığını gördüm çünkü ve bu gerçek kahrediyor insanı.  İnsan yaşam üzerine düşündüren, kendinden önceki insanların eyleminden bile sorumluluk duymayı duyumsatan filmler, romanlar, öyküler, şiirler ile karşılaşınca unutmamalı. Onları izleyince, okuyunca öyle yoğun duygulanım yaşıyor ki bu duygular hakkında notlar almalı… Ya da kitaplarda altını çizmeli, filmlerde not almalı unutulmasın diye, sonra üzerine yazmalı tam o anda neler geçti içinden. Çünkü ben daha izlerken unuturum çarpıldığım bazı diyalogları. Ama çarpıcı birkaç kareyi yine de saklarım anılarıma. Filmde ‘Lizbon Kasabı’ olarak anılan Mendes’in torunu genç kız çok sevdiği dedesi öldüğünde kendinden başka seveni olmayış ve bu ölüme herkesin ağlamayış nedenini bulmuştu bir kitapla. Sadece yüz adet basılmış bu kitabı belki tesadüfen bulmuş, satın almış, okumuş, kökleri ile bağ kurmuş, olanları anlamış ve alıp okuduğunun ertesi günü intihara kalkışmıştı acıyla. Sorumluluk duymuştu bir anlamda dedesinin eylemlerinden. Ülkenin o yüzden de geçtiği acılarından. İnsan bir başkasının eyleminden sorumlu tutulamaz çağdaş ceza yargısında. Birkaç ayrıksı durum dışında hukuksal... Devamı

BİR CÜMLE OLAN VAR MI?

2017-11-14 02:45:00

Bir cümle olan var mı? / Ünsal Çankaya 14 Kasım 2017 - . Bir ses olur insan önce. Haykırır. İlk nidadır. Ah! Çünkü canı yanmıştır. Çok yanmıştır. Sonra şaşırmayı öğrenir. A! Elbette, dilden öncedir ses. Duygulardan sonra. Seslenmeyi öğrenir. Hey! Ha! Hu! Dinlemeyi duymadan sonra. Duymayı sesten sonra. Anlamayı görünce. Bilmeyi yaşayınca. Harf, harfler, alfabe, alfabeler yoktur henüz. Ne yazı vardır ne resim. İnsan kısım kısım değil, hasım değil, sadece hısım. Sesini bulmanın, duymanın, duyurmanın şaşkını. Anlamanın, anlatmanın, anlaşmanın aşkını. Dil işte o zaman gelir. Sesten sonra. Duymayı öğrenince. Dinlemeyi başarınca. Görme, yaşama, anlama gelir yaşanan ana. İnsanlar çoğalınca. Kavgalar başlayınca.  Sesler çoğaldığında, anlama ve anlaşma azaldığında... Dil gelir, diller gelir, insanlar takım ve hasım olduğunda. Seslere, şekiller düşürür takımlar bir olma, pir olma başlar. Her takım kendi şekliyle imler sesini. Harfler ve alfabeler başlar böylece. Ne renk ne ırk ne de cinsiyettir biçimleyen harfleri. Çıkarda birlik, takımda erlik öğretir aynı şekli çizmeyi. Kadın, erkek ve çocuk aynı şekli aynı sesle öğrenir. Aynı dili, ayna gibi yansıtırlar sesleri. Anlam işte orada başlar, anlamayanı dışlar. Cümle anlamla gelir. Duygu doludur içi. Dil olmanın zirvesi. İnsan olma gereği. İnsan kalma ereği. Bu yüzden “Bir cümle olmaya geldim!” der Ferruh, Melez Zamanlar ardından, Tunç Ayna’ya bakıp da.  Niye doğdum diyene yanıttır şiirleri. (Henüz okunmayan bir kitap için beklenti değil, peşin değil, kesin yargı.) Gebze, 22.10. 2017. Ünsal &Ccedi... Devamı

HİÇ (2)

2017-11-13 00:48:00

HİÇ! Hiç. Yine hiç diyorum, öyle denmeli çünkü. Hiç. Ne düşünüyorsun diye soran bir sanal dünya; sana ne demiyorum ona. Onca önemim var belki, belki niyeti başka ama işte düşüncemi merak ediyor ve soruyor hiç değilse, doğrudan. Ama yanıtım yine hiç. Bir kez daha hiç demiştim ona, yine aynısını söylüyorum, anımsamalı çünkü, biliyor anımsamayı, anımsatıyor üstelik bana, her gece, yeni güne geçişte. Eeee, hiç tabi, hiç, ne düşüneceğim ki hiçten başka Eylül'de? Yakınlığım tırnak içinde artık. Adıma yazılan mektup adresime gelmiyor.  Paranteze sığıyor tarihim sayılanlar. Eylül'dü.  Hep birlikte yaşadık.  Bana sadece benimki kaldı. İyi ve kötü herkesteki kadardı, ömrümden ömür çalındı, ömrüme ömür kattım. Sonra baktım ki Eylül diye yaşananlar kalmadı. Yaşım bile Eylül'e ait değilmiş, yaş almam da, yaşlanmam da. Madem bunca yanılsama var, yanılmadan yaşadıklarımdan öyküler çıkarmalıyım. Günlük tutmadım, anılar için yanılma payım var, ölçüsü elbette kendi belleğimin izni, kalbin ikrarı kadar. Öznellik elbet olacak, kurgu gereken kadar . Kaç Eylül daha geçer bilmiyorum...  Çünkü artık sonbahar. Kaç Eylül anımsarım yaşanan güzellikleri... İçinde yargılar, sınırlar olan, olmayan öyküleri daha ne kadar yazarım hiç bilmiyorum...  Çünkü ömrün de bir sınırı var, sabrın da, sevginin, özlemin de... Sonra unutuveriyor insan...  Her şey unutuncaya kadar var. Oğlunu, kızını, karısını, kocasını, anasını, babasını, bacısını, kardeşini, beslediği ... Devamı

BİR AVUÇ YILDIZ

2017-10-29 18:02:00

BİR AVUÇ YILDIZ   Tüm sokaklar kaybolsa, adımız unutulsa, Sevinçle parlıyorsa gülen bakışlarımız, O sevincin içinde kendi çocuk yansımız, Aradığımız elbet ayna gibi çağımız. Kaç numara takılsa da gözlükler, Bir bakışta buluyorsak çocukluk izlerini, Yaşlara sakladığımız bakışlar gizlemiyor, Gizlemiyor sevinci gözümüzün dalışı. Hayır, bu yaşlılar biz değiliz arkadaş, Ak saçımız altında oynar çocukluğumuz. Üç beş beden genişleyen endam değil yaramız, Ancak sığıyor içine an ve anılarımız. Gebze, 18.2.2017. Ünsal Çankaya. TMOLOS Edebiyat Kasım 2017; Sayı:68. Devamı

KURŞUN GİBİYSE DE

2017-10-10 14:28:00

KURŞUN GİBİYSE DE Kimseye yük gelmesin isterim şiir Kalbime bile. Ondandır Yarım yamalak dizelerle Eksiği, gediğiyle Bölük pörçük de kalsa duygusu Saklayamam içimde Dökerim dile. Sürçü lisan için özrümüz bile Sadece bundan olur eksik kalan şiire. Gebze, 12.12.2016. Ünsal Çankaya. Akatalpa Aylık Şiir ve Eleştiri Dergisi. Ekim 2017, Sayı:214 Devamı

AH ANKARA!

2017-10-05 02:15:00

AH ANKARA! (Annemin sarı kuzusuna.) Biz aynı yokuşa bakan odanın kardeşiydik Aynı gecekondulardan taşıdık dünümüzü. İçimize ayna kaygılarımız, gelecek için, Dışımıza ayna bakışlarımız, gün için, Kırılmasa, düşlerimiz gerçek olurdu. (Ki hepsi aydınlık bir yarın üzerineydi.) Ankara yalan rüzgârlarla avuttu bizi! Aynı karından doğmanın ötesine taşınıp Kara kentin göbeğinde özledik annemizi. Onca yıl mimozalı sokaklarında yürüdük, Kaderimiz kederimiz aynıydı gülüşümüz, Yokuşun inişine tökezleyip başladık. Teker meker yuvarlandık sanırım, İki ayrı kente savruldu bedenimiz Ankara çarçabuk unuttu bizi. Ben unutmuyorum, sen de unutma. Gebze, 30.4.2017. Ünsal Çankaya. Tmolos Edebiyat Ekim 2017, Sayı:67 Devamı

MUTSUZLUK TUZAĞI

2017-10-05 01:42:00

MUTSUZLUK TUZAĞI Sevgisizlik öyle dipsiz bir kuyu ki. O karanlık kuyu kurumuyor sevgide yunup, arınmadıysa.  İçini çekmek mümkünsüz, aydınlatma çabaları boşuna. Düşen kurtulmak yerine çevresine taş atıyor boyuna. Mutsuzluk yoldaşı onun, işte böyle doğuyor, kuyunun ortasına. İki dert de şifa bulmaz, insan kalbi sevgiyi bulmadıkça. Bu iki kuyuyu iç içe geçirme becerisi olanlar hasetlik şemsiyesi açıyor sevgi çağrılarına, uzatılan eli kırıyor tutunmak, çıkmak yerine, iplerle boğuyor yardıma koşanları, ne tünel arıyor kurtuluşuna, ne kürek takıyor kurtuluş sandalına. Çöküyor dibine karanlığın. En koyusuna. İşte bencillik orada başlıyor. Sorumsuzluk da. Ne kendini ne başkasını sevmeyen, sevenleri, mutlu olanları da kıskanıyor galiba. Kusur hep çevresinde, nasıl sevilmez acep o muhteşem kişilik? Derman yok onda derde, ne iğneye dokunur, ne değer çuvaldıza. Hasetlik pabucu giyip, çirkefini sıçratıyor attığı her adımda, zevk alıyor, zil takıyor eteğine insanları mutsuz edip, yaşamı onlara zindan kılınca... Durmuyor, istemiyor durmayı. Besleniyor, doymuyor kırdığı kalpler ile. Hep daha çok, daha çok... Kötülük gelsin diyor. Belki de bir tuhaf mutluluk düşü kuruyor bu arada, madem kimse sevmiyor onu, kendisinde sevgisizlik dizboyu... "Öyleyse eşitle çevreni!" diyor olmalı kuyu, "Eşitle, kendi mutsuzluğuna!" Üstelik "Tüm gücünü harca bu hedefin uğruna. Keyif al bundan, asla pişmanlık duyma.!" Bu yüzden: "Sakın ha kimseyi kayırma!" diyor olmalı o sevgisiz kalp, "Kimseyi ayırma, kimseciği kollama!". "Ana deme, baba deme, kardeş deme, evlat deme, eş deme, dost deme, hısım akrabadan geçtim tanıdık, tanımadık her... Devamı

O YANGIN

2017-10-05 02:03:00

O YANGIN "Yaz günü...Temmuz'da…" Türkü söyleyemedik. Silinecek yaşımız Sel olup aktı ama Söndürmedi ateşi Üşüdük o yangında! Üşüdük Sevgisizlikten.  Üşüdük İnsafsızlıktan. Salınmıştı kavaklar,  Salınmıştı rüzgârla. Buza kesti yüreğimiz  Küstü kör insanlığa. Elimiz tutmaz oldu,  Dizimizse dermansız Yanıp duruşumuz ondan Göynüyüşümüz hâlâ! Savrulsa da külümüz,  Yine üşür ömrümüz; Çünkü insanlık öldü, Sivas'ta, Madımak'ta! Gebze, 2.7.2012. Ünsal Çankaya. Ekin Sanat Aylık Edebiyat ve Düşün Dergisi Eylül 2017, Sayı:140 Devamı

YELKENİNE KÜSEN DALGA GAZELİ

2017-09-12 01:16:00

YELKENİNE KÜSEN DALGA GAZELİ   Uzak rüzgârların peşinde bulacaktı sonsuzluğu, ölümsüzlüğü, Kaybolunca derinliğin içinde, kırıldı kolları yalıyara erince…   Su maviydi, bulutsuz gök maviydi, kuşların kanatları, sesleri hep maviydi, Sonsuz umudunu yitirdiği gün, mavisiz limanına döndü son gayretiyle.   Hayli kırgın günlerle geçiyor ömrü, unuttuğu kadar değil arzuladığı, Umudun rengini soldurdu küslük, palamar halkasını sabitledi demire.   Ağları, tahtaları çürüdü, yıkıldı serenleri, paslandı o yelkenli, yosunlarla bezendi, Ölme diye çarptıkça çarptığı omurgası, kırılarak battı birden limanın ortasına.   Balıklar çok ürktü, planktonlar da, beyaz yelkenlinin son vuruşuyla, Bulandı mendirek içinde yaşam, inciler döküldü, darıldı istiridye.   Küstü herkes, kırıldı ama alıştılar vuruşkan dalganın hoyratlığına, Bir bağışlamayan dalgalar kaldı, dalganın küslüğü kendi içine.   Gebze,14.11. 2016. Ünsal Çankaya   TMOLOS EDEBİYAT Eylül 2017, Sayı:66 Devamı

UNUTMAK

2017-08-15 01:54:00

UNUTMAK... Ne tuhaf bir sözcük bu? Ne mümkün! Ne mümkün ki unutmak! Söze konu ise doksan üç ve Madımak! Her Temmuz yanıyorken Aysan gülümsemesi, Bezirci'nin ak saçı, Ne mümkündür unutmak? Akarsu’lar ve Kaynar çizgisinde Koçak’ın Semaha dönüyorken gencecik yavrularla, Hasret'in teli titrer akorduyla sazında. Altıok'tan yaramız var şiirde, Öyle ise nece olur unutmak? İnsanlarımız yandı, yakıldı tüm semahlar Utanmadı yakanlar, kayırıp, kollayanlar Zaman aştı diyorlar, unutun yangınları! Türkülerimiz sustu, ağıtlar yakıyoruz, Yok sayanlar çoğaldı, hâlâ dönüyor dünya! Ne mümkün! Ne tuhaf! Nasıl olur unutmak? Nasıl başarıyorlar! Unutmak, yakışmaz ki yüreğiyle insana! Gebze, 1.7.2012.  ÜNSAL ÇANKAYA. TMOLOS EDEBİYAT Temmuz, Ağustos 2017, Sayı:64,65. Devamı

ÖYLEDİR ÇÜNKÜ

2017-08-10 00:29:00

ÖYLEDİR ÇÜNKÜ Kötüyüz çok, çokça ya da oldukça, Havva'dan, Adem'den gelip, Adımız kadın, erkek, insan olalı beri, ağlayalı, güleli, yenilip, Yenmeyi öğreneli, kalmadı yakıp yıkmadığımız gemi. Kalmadı ağlamayan tek iyi kimse,  Gözyaşının anlamca öze değinmediği. Dünyamızı kötülük bizle ele geçirdi, kimiz biz diyeni de Kötüler öteledi, kötülük çok kolay yapılır şeydi. Yaptık en dibini, ya da ehveni... Her birisi iyi anlam arkasına gizlendi, iyi ve kötü neydi Bilenleri kestiler, anlamlar işte o günden beri tükendi. Öyledir, öyledir, çünkü anlamı da ağlatır insan evladı, İçine oturmuştur doğarken ağladığı. Ne kadar ağrısı varsa anlamın, tam o kadar derindir iç yangısı. Yüklendikçe yüklendik üzerine, didikledik içini, dışını, Kıyı ve köşesini, parça pinçik ettik göğünü, ruzigârını,  Zehir saçtık sularına, ağaçlarına. Dayandı, direndi, yeniledi kendini, hep yeniden üretti. Önce güzelliği, masumluğu kaybetti, empatiyi, sempatiyi.  Sonra kaybetti yaşama sevincini. Öylesine dar ettik ki yenini, yelkenini Kalmadı hiç kimseye derman olacak hali. Durmadık, duraksamadık, ezilsin, tükensin, bitsin istedik sanki. Kötülüğün bin türünü keşfedip, bin bir türünü üstüne sergiledik, Üzüldü, sustu anlam, hepimize gücendi. Ne kadar çok ağrısı var anlamın, anlamın aynasında çatlattığı ahları Biçiyor çiğnendikçe kırıklar, biçiyor ah deyip, sustuğu dudakları Bir avuç toprağa bakıyor şimdi, alıp götürecek sözcüklerini, Her... Devamı

CAMLI YAYIN

2017-08-06 21:11:00

CAMLI YAYIN -Hay Allah yahu..! Evin bitişiğindeki havuz başında, mehter takımından bir elemanın düğünü var... Yangın yeri gibi sıcak bugün... Kırklı dereceler az geliyor ölçmeye... Oysa genelde esintili bu yerde klima gerekmez... Karşılıklı iki pencere açıksa yeterdi nefes almaya... Bir söz çok kesin; davulun sesi uzaktan hoş geliyor gerçekten... Ama bu çok yakın! Mecburen kapattık pencereleri... İnsanların mutlu günü deyip-sesi kısın tatsızlığına girmeyip-, katlanma gücüm artsın diye dualardayım böyle olaylarda... Bazen misket filan cazip gelebiliyor eğer ses çok da abartılmadıysa... Ama bugün bambaşka bir tarz var ve inanılmaz sıcak... O sıcakta mehter takımı giysileri içinde tüm konuklar… Mehter marşları çalıyor hey bre aman! Hey bre aman! Tabi ev şimdi sauna... Saunada davul sesi daha da can yakıyor... Hay Allah yahu! Evin bitişiğindeki havuz başında, mehter takımından bir elemanla bir kadın evleniyor... Tanrım! Bir kadına bu yapılır mı? Şu ahir ömründe hep anımsayacağı bir güzellik sunulamaz mıydı bu kadıncağıza... (Hayda bre! Allah Allah deyip geçti Genç Osman, heeey, hey!) Bir ayrıntı yakaladım bu arada o ses geçirmezliği iddia olunan çift camların ardından... Kulaklarım inanamadı kendine, onlar inanmayınca sağlama yapmak lazım... Gözlerimde uzağı gören camlarıyla gözlüklerim , pencereye yaklaştım... Karadenizli bizim eleman... Mehter takımı kendince horon havası çalıyor ve mehter takımının o ağır adamları o ağır kıyafetlerle, serpuşlar, tüyler, hotozlar altındaki başları ve kuşaklara sığmayan göbekleriyle, şalvarları, ayaklarındaki keçeden çarıklarıyla sallanarak bir tuhaf horonda devrilip – devşirilmekte! Hay Allah yahu! Evin bitişiğindeki havuz başında, mehter tak... Devamı

NİSAN YAĞMURU

2017-07-09 01:33:00

NİSAN YAĞMURU İlk damla: Suya da yazsan... Kuma da... Taşa yazmadıktan sonrası hiç! Belki bir kalbe? Belki! İkinci damla: Dağların Yalnızlığına bakışım değdiği an Kuruyan pınarlar canlanır, coşar. Üçüncü damla: Pınardır donmaz dersin, pınardır ölmez. Oysa mevsimler şaştı ısınınca küremiz Ne dere kaldı ne deniz! Yağmur da biter: Nisan'ın ilk günü bitmeden yazılmaz kimi şiirler. Kimi şiirler yalnız Nisan'ı bekler! Gebze, 2.4.2017. Ünsal Çankaya. Akatalpa Aylık Şiir ve Eleştiri Dergisi Haziran 2017, Sayı:210. Devamı

"SUSMAK NASIL DA YORUYOR İNSANI"

2017-06-10 04:31:00

"SUSMAK NASIL DA YORUYOR İNSANI" Necati Tosuner. Kitap çıkıp, tanıtımını tesadüfen okuduğumda almak üzere not edilmişti. Nihayet alındı, sırası geldi okumanın, sonra sözünü etmenin dedim. Okudum. (İlk bölüm kitaptan bire-bir yazım ve imlâsı ile kopyalanmıştır. Üç nokta yerine iki nokta özel tercihi.)   Bölüm :1 **** İnsanın insana ettikleridir ortak insanlık tarihi. "Sözde" demeye çekinilir oldu ama sözde kardeşlik tarihi. Şunu hiç kimse bilemez: Nedir işkenceyi yapanın mutluluğu?.. Görev. Buyruk. Tamam, senin işin de bu-mu?.. Bu iş mi?.. Vicdan olsa... Görev gereği. Kendine biçilen görev gereği. Sen yapmazsan kime yapar onlar diye... Islata ıslata ya da- o kadar hiç de sakınmadan- kuru kuruya. Sen bunu görmedin. Ölsen iyi. Ölsen iyi. Mayın patlağı kollar.. yüzler.. ayaklar.. bacaklar.. Dere kıyıları. Yüceltilmiş tabutlar. Hâlâ kuş uçmuyor yakılmış köylerin oradan. Sürgünler. Çaresizlik. Ağıtlar. Yürek yangınları. Yanmış lastik kokusunu güzel bulan bir çocukluk. Dağların dili olsa da sorsa. Bu, kimin işine yaradı bu?.. *** Karışmadan duramıyor! …. Hep karışıyor. Yahu, bir sus! Bir gün de rahat ver... Usanmıyor. Utanmıyor. Ne utanacak! *** Hiç yaşanılmadan sanki geçmiş bayramlar. O eski bayram coşkuları... Özlemek yasak çünkü korkuluyor anımsanmasından. Bir de şöyle bir soru kalmış: Var mıydı öyle bayramlar?.. "Sen bu sıcağa bakma, yaz çoktan bitti gidiyor..." Akşam beklenilmeden dönülüyor eve. Sığınmalık bir serinlik işte evin dinginliğinde. Şuna bir bak, nedir gizlenen?.. Söylenmeyen bir ağıt olarak sona bırakılan... "Kur... Devamı

BİR MAYIS İÇİN

2017-05-30 15:20:00

BİR MAYIS İÇİN "Mayıs ayların gülüdür"* Goncaya durur dalımız Dalda büyür yaprağımız Damar damar olur bahar Damardan suca akarız Ya nicedir hallerimiz Bilen var mı? Soran Var mı? Dermanlığa talip değil Dermanın yolun kesenler Yolumuza yoldaş değil Önümüze bent olurlar Tutar kırarlar dalımızı Kurur gülümüz. Gebze, 1.5.2013. Ünsal Çankaya. (*Sabahattin Ali) EKİN SANAT Aylık Edebiyat ve Düşün Dergisi Mayıs 2017, Sayı:136 Devamı

ANNEM

2017-05-17 18:42:00

ANNEM Demiştin ki yıllar önce ikinci görev yerime giderken; “Analar ağlar kuzum, işte bu sana ağıtım, yaz bir kâğıda.” "Kar mı yağmış şu Mardin'in dağına El attılar ciğerimin bağına Ünsal'ım gidiyor Gercüş eline Ben sana dayanamam hey aslan kuzum, ağlaya ağlaya kör olur gözüm..." Yazdım, kayda aldım, okudukça yandım, dinledikçe ağladım. Gurbetti, uzaktı, uzak! Uzak ki hiç bu kadar uzak olmamıştı uzaklığında, ne yapsam oradan yetişilmiyordu sıcaklığına. Geldim, morg çarptı suratıma. Küskünüm gayri hastane morglarına. Geldim, ardımda kaldı derdim. Her taşına selam olsun Mardin'in, şiirini bulup geldim kalbimin. Sevgilerimi alıp geldim, mayaladım ömrüme. Canıma can kattım kabardığında. "Bağbozumu" şiirimle gider şimdi sevgim gümüşü telkâri kuşaklarına. Kara gözlü çocuklarına, sarışın kızlarına, esmer oğullarına, arabına, kürdüne, süryanisine. Ezilen üzümüne, soğuyan şarabına. Dicle'yi kavrayan ovalarına, ah o taşı taş kılan ustalarına, dünyayı kardeş tutan insanlarına... Geldim, evlendim, bebelendim. Anneler günü hep sensiz geliyor, yirmi üç yıl oldu ben de anneyim, ama yirmi dört yıl oldu annesizliğim. Ah annem! Anlatılmaz çaresizliğim, anlatılamaz sana özlemim. Baksan bana; “üzülme kuzum desen, üzülme! Güzel Allah’ım görür kulunu, derdini verdiyse verir dermanı, üzülme sakın, kıyamam sana!” Üzülmezdim dertlere. Baksan bana, desen ki: “Haydi gül, gül bakayım, o güzelim kahkahalarla, şenlensin içim, haydi gülelim!” Hiç bitmezdi kahkahaya takılı kalan sesim. Annem! Ah canım annem, özledim seni, özled... Devamı

NERGİSLER TEZ BİTMESE BÖYLE

2017-05-15 01:44:00

NERGİSLER TEZ BİTMESE BÖYLE Buralara kar yağmadı. Kar! Ah ne yazık! Ne yazık! Oysa benden fazla sever nergisler! Yitiyor kokuları, dayanmıyor tomurcukları, Ah nergisler ah, gelir gelmez biterler! Solmayın derim onlara, solmayın lütfen! Unutmayıp, bu yıl da geldiniz madem, Buzlu su koyarım vazonuza, Kar getiririm yücelerden. Hemen! Ah nergisler ah! Siz geldiniz, yine, Otobüs durakları gelir aklıma, Güven Park gelir. Buz tekneleri içindeyken saçtığınız kokular gelir. Cezbeden! Harçlığımın sonudur elimdeki, acımadan alır, yürürüm, Ellerim cebimde, karlar üzerinde, Ankara gecelerinde, Mutluyum, sıcacık içim, mutluyum delice. Nergislerimi koklarım her yıl, sızlayan burun direğimdir, Bulut iner gözlerime. Buz kesilir yüreğim, buz kesilir! Nergislere can diye. Ölmesin nergislerim, ölmesin, yaşasın, hayal ile düş gelir Nergislerimi taşıyan, gözlerinin içiyle gülen biri yine! Nergisler tez bitmese böyle! Koklasam… Koklasam! Özlemesem gençliğimi, ömrün geçtiğini bilmesem, O hayal gitmese gözlerimden, çözülmesem, Dökülmese yaşlarım inci gibi yerlere. Gebze, 15.1.2007. Ünsal Çankaya.   EKİN SANAT Aylık Edebiyat ve Düşün Dergisi. Nisan 2017. Sayı:135 Devamı