AYKIZDANAna Sayfa - Profilim - Arşiv - Arkadaşlarım |
|
ÖZLEM / SEN DE Mİ GELİP GEÇTİN BU DÜNYADAN ?
- Tarih: 20:21 8/9/2009 Yazan: aykizdan SEN DE Mİ GELİP GEÇTİN BU DÜNYADAN ? İnsan aşırı şişmanların mutlu ve neşeli olduğunu sanıyor...Nedendir bilinmez ..Bu kanaatin nedeni onların neredeyse her gördüğümüzde gerili bir davul gibi duran yüzlerindeki kırışıklıkların yer bulamayışı olabilir belki...Ya da kahkaha attıklarında gözlerinin iyice kaybolacak kadar kaybolması bu yüzde...Ve belki de aynı kahkahalar sırasında hoplaya hoplaya inip çıkması göbeklerinin..Şişman bacaklarının üzerine zar zor yetişerek kahkahayı desteklemeye çalışan tombul kolları ve ucundaki daha da tombul parmaklarla avuçları kapanamayan elleriyle vurmaya ve "durun , yeter , gülmekten çatlatacaksınız beni !" demeye çalışırkenki görüntüleridir nedeni.. İşte O böyle biriydi..Yani tam da bu kadar şişman , tam da tarif edildiği şekilde gülen..Ama aslında ne her zaman neşeliydi , ne de önceleri bu kadar şişman.. Tığ gibi , filinta gibi denir ya , öylesine inceydi , yemyeşil gözleri ve sarışın çehresiyle yakışıklı mı yakışıklı...Bir evin bir oğlu...Kızları sayma köylük yerde , kızlar ki abla da olsa , kardeş de olsa "O " şehzadeydi ve onun dışındaki herkes O' na hizmet için görevliydi .. Üstelik evde iki anası vardı , biri değil , ikisi de nikahlı..Cumhuriyetin kuruluşu sırasında ve medeni yasa öncesi olduğundan evliliğin biri her iki hanım da kanun sonradan böyle bir hak tanıdığı için resmi nikahlıydı..Kendisi ikinci kadından olmaydı , ama analarının ilki doğurandan bile çok sevmişti..Öyle ki okumaya şehire gittiğinde tutulan evde o yaşlı haline bakmadan tüm evi çekip çevirmiş ve elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeden okulunu bitirmesini ve üniversite kazanmasını sağlamıştı...Çünkü mavi gözlü kocası ölüp , onları iki kadın başbaşa bırakalı çok olmuştu...Yadigardı bir bakıma..Emanetti..Evin erkeğiydi..Direği...Hepsinin gelecekte garantisi belki .. Okudu..İlk çocukluk yıllarından , babasını kaybedene kadar geçen zamana kadar da şımartıldığından ; hem şımarık hem de dilediği yerine gelmediğinde her şeyi kırıp dökecek kadar huysuz ve yatıştırılamayacak kadar öfkeliydi.. Sonra duruluverdi..Bu tam da kendisini köyünü bırakıp ardından şehre gelecek kadar seven , kendisini doğurmadığı halde özenle doyuran Fadime anasının aniden ölümü sonrasına denk düştü... Ablası da kız kardeşi de köylük yerde geleneklerden uzaklaşamadan biri amcasının , diğeri halasının oğlu ile akraba evliliği yapmışlardı... Anası- ki kendisini doğuran Ayşe Kadın - işte o zaman yalnız kalmış ve " oğul " demişti " gel artık köye ..Bunca tarla tapanla uğraşamam ben , hem evlendirelim artık seni , hem de evimizde , başımızda ol , ben de torun torba göreyim , gelin işin ucundan tutsun da şu yaşlılıkta azıcık rahat edeyim , köyümüz , toprağımız , burda . hem burada da senin öğreteceğin çocukları var okulun .! ".. " Olur ana ! " deyip , anasının bulduğu Nazlı ile evlenmişti..İki erkek çocuk doğurmuştu Nazlı ..Nazlanmayı bilemeden..Kendisine biçilen yaşama itiraz edemeden . Evli , barklı , çoluk çocuklu adam , bırakıp geldiği şehirleri , oralarda kalsaydı neler yaşayabileceği halde yaşayamadığını , dünyanın her nimetinden mahrum kaldığını düşündükçe ... " Körelip gidiyorum , köy kahvesinde pineklemekten öleceğim ! " dedikçe ...Kendini yemeye ve içmeye verdi.. İşte ondan sonra tutabilene aşkolsun..Göbek hafiften hafiften büyümeyi bir kaç yılda tamamladı...O eski zamanlarındaki hareketliliğini yitirdikçe yemekten almaya başladı hırsını...Neredeyse yusyuvarlak oldu bir süre sonra.. " Bu kadar yeme , kalbine zarar ! " diyenlere basıyordu içinden küfrü..."Nasıl yemeyeyim ! " diyordu.." yemekten başka zevk mi kaldı dünyada ? "..Sonra kahkahalarla ; " küfrettim ulan içimden sana , içimde kalmasın !" diyor , bir de dışından küfrediyordu..Her şeye..Talihten , kadere her şeye ! Düğünlerde yine en iyi oynayan ' O ', ölümlerde en fazla yardıma çalışan O'ydu ..Herkesin derdine bir derman bulmak için akıl çoktu...Ama kendini kurtarabilmesine umudu kalmamıştı.. Toprağa bağlandıkça bağlandı.. Ayşe anasının ölümünden sonra bile , her iki oğlu da şehirde üniversite bitirip çalışmaya başlamasına karşın , mal , mülk ve zenginlik açısından derdi de olmadığı halde..Emekli olalı yıllar geçtiği halde..." Bir de biz gidip yerleşelim bir şehre ! " demez olmuştu.." Ne yapacağım bu yaştan sonra şehri ? " diyordu.." Sinema dersen televizyonda işte.., hava mı var şehirde , su mu var ? ".. Bazen de " ne var da bu kadar bağladın beni ? " diyor , toprağa küfrediyordu . Sanki gerçekten köyü bırakıp gitmesine engel olmak için kendisi oraya kök salmış da , toprak köklerinden sımsıkı bağlamış ve bırakmıyormuş gibi . " Artık yaşlılık geliyor , yeter , hastaneler var , derdine dermanı daha kolay bulmak var , insan şehirde bu yaştan sonra hasta olursa derdine dermanı çabucak bulmaktan başka ne arar ? " deseler de yakınları.. " Olmaz , gidemem , tavuklar , inekler , bağ bahçe...Bunlarsız yaşamayı artık beceremem ki , siz yaşayın oralarda, bize de bayramda , seyranda gelin o bana yeter ! " diyordu.. İşte önce hiç itirazsız köye dönmeyi kabullenen ' O ' ; kendine bu nedenle küskünlüğü ile şişmanlamaya başlayan , sonra da şişmanladıkça hareket etme isteği yiten ve ağlarken de gülerken de , öfkelendiğinde küfrederken de o yusyuvarlak göbeğine bakıp , avuçlarını dizlerine vurmak üzere zor yetiştirirken de bir daha bu halinden hiç kurtulamayacağını düşünüyordu .. Ama kaderini değiştirmek için çabalamayı da hiç becerememişti..Ne zayıflamayı..Ne de alıp başını çıkıp gidebilmeyi.. En son konuştuğunda da " Şişmanım benim , canım dayım , yaşayacaksın , kanser de neymiş , korkma , o senden korksun , sen her şeyi yenersin " diyen yeğenine " öyle mi diyorsun , sen hep bana güvendin , haydi bakalım , bunu da yeneriz belki ! " deyip , karşılıklı gülmüşler , yeğeninin " zıplıyor mu yine ? " demesi üzerine acıyla " nerdeeeeeeeeen ! " demişti , "kaç aydır göbek mi kaldı .! , bu ilaçlar adamda iştah mı bırakıyor ? ".. İçi sızlamıştı yeğenin..Gidip görememişti o illete yakalandığını ilk duyduğunda..Sonra zaten kış başlamıştı..Okuldu , işti ..Yaşam gailesi denen her şey elini kolunu bağlıyordu insanın.." Yaz olsun , yıllık izinde inşallah ! " diyordu her aradığında.." Bak yaşamayı unutma , kahkaha atmayı unutma dayıcığım , gülümsemeyi de , sakın haaaa!, Dayan haaaaa ! , Yeneceksin unutma ! " diyordu... Oysa her aradığında sesi daha da umutsuz çıkıyordu O 'nun ..Yine de güldürmeyi başarıyordu her defasında , " de haydi , iyileş de sana börekler yapacağım zıplatacaksın yine ! " diyerek.. O dayı bugün öldü...Son hafta arayamadığı için kendine kızdı yeğen..İçinde bir kaynayan volkan , tam taşma haline gelip , boğazına bir yumru olarak oturdu...Dökülen gözyaşları söndüremeyecekti yansa da..Zaten hiç bir yangın sönmüyordu ağıtla ,figanla , hiç durmadan da aksa gözyaşlarıyla.. " Oturup O'nu yazayım ! " dedi.." Hamza'ydı adı .Hz.Hamza gücü olsun , köyümüze adını veren atamızın adı yaşasın diye koymuşlardı adını ..Hamzahacılı 'ydı .Ama şimdi anlıyor ki köyün adı belki de " hacılı " değil , bu ölümlerden dolayı , ya da yaşanan başka acılara izafeten Hamza-acılı' ydı..Değilse bile öyle olmalı diye düşündü..Kendi acısı yakışmıştı işte köyün adına.. O kendini böyle yazan bir yeğeni olduğunu öğrenmeyi mutlaka çok isterdi ...Nasıl da gurur duyardı sağ olsaydı..Nasıl kıvançla anlatırdı "yeğenim benim tasvirimi çıkartmış , gelin dinleyin hele ! " diye anlatırken.. Şimdi " Dayıcığım , şişmanım , zıplayan göbeklim , zıplatarak okuyorsun değil mi ? " dediğini duymasını ve gerçekten de o göbeği zıplatıp , gözleri kaybolarak yüzünde kahkahalar atmasını görmese bile hissetmeyi ve emin olmayı , " Yaaa yeğenim ya , gerçekten zıplıyor ! " dediğini duymayı nasıl da istiyordu . Hem de nasıl istiyordu yeğeni.. 4.4.2009.GEBZE Bu üç...Bu öyküyü bu kadar erken yazmak istemezdim...sadece bunu düşünüyorum şimdi.. Ve bir de..Bir önceki seçimin hemen bir hafta sonrasında baba , şimdi yine bir seçim sonrasında haftası dolmadan bir akraba ---- annemin amcasının oğlu, benden beş yaş büyük , aynı evde büyüdük ya , annemin kardeşiymiş gibi dayı dediğim..---kaybetmenin gelenekselleşmemesini diliyorum... Bu öyküm yayımlanmış.....acım tazelendi gerçi...ama... Eskişehir' de yayımlanan Emirdağ adlı dergide (Temmuz 2009 20.sayı ) Özlem başlığı ile benden habersiz yayıma vermiş akrabalarım. Tabi bekarlık soyadım olan Türkmen ile...Emirdağlılar Vakfı Kültür ve Sanat Dergisi EMİRDAĞ dergisi ... Yurdun ve Dünya'nın her yerindeki Emirdağlı' lar kim olduğumu kolayca anlayabilsin diye sanırım ... Soyadı ile tanınır ya sülaleler. Ya da evlilik soyadımı bilemediklerinden.. Esprili bir yorum da beni gurbet ele vermiş olduklarını unutma isteklerinden olabilir.:)) yok Yorum - Yorum yaz - Bağlantı
|
bir gün gerekecek
- Tarih: 18:58 8/8/2009 Yazan: aykizdan![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
|
DÜŞ GEZGİNİ
- Tarih: 00:39 2/9/2007 Yazan: aykizdan DÜŞ GEZGİNİ (NECATİ ALBAYRAK'a)
..............
|
|
GÖL(D)E OYUN(U)
- Tarih: 17:47 19/1/2007 Yazan: aykizdan
koridor'a.20.11.2006.
OCAK_ŞUBAT_MART 2007..2..sayısında yayımlanmıştır.Genel dağıtım ile bir çok büyük ilde ve ilçede kitabevlerine ulaşşmaktadır. |
|
ÖMÜR BİÇEN
- Tarih: 03:06 1/1/2007 Yazan: aykizdan
"Bireylikler" 12.sayı.Ocak 2007..
bireylikler@gmail.com adresinden edinilebilir...iletişim edebiyatçı- şair Halim Şafak ile... |
|
SADAKO'NUN TURNALARI
- Tarih: 02:26 17/9/2006 Yazan: aykizdan
girme Ohta nehrine! vuruldum bin b-içimde!
12 yaşındaki Sadako Sasaki ,bin turna kuşu katlayabilseydi yaşamayı dilemişti,atom bombasının yakıcı etkisinden oluşan yaralarla..646 tane katladı..647. elinde yarım kaldı..şimdi "Atom Çocukları Anıtı" üzerinde bir heykeli var,ve tüm dünya çocukları kağıttan turna katlayıp gönderirler her Ağustos'ta..Sadako'nun dileği gerçekleşebilsin diye..binlerce turna uçururlar,barış olsun diye...
bu şiirim de ŞİİRİ ÖZLÜYORUM dergisinde yayımlanmıştır. EKİM,KASIM,ARALIK 2006 18.SAYI'yı kapsayan üç aylık dönem için yayımda,ulaşılabilir adres www.blogcu.com/siiriozluyorum/ dadır. |
|
YAKTIK
- Tarih: 02:25 17/9/2006 Yazan: aykizdan YAKTIK
kırk katırı biliriz biz ,kırk satırı, asmayı biliriz,hançerlemeyi ,iyi biliriz sırttan haremlerde kardeş boğma geleneği de bizim bizim yine çok sevdim de öldürdüm hakim beyim demeler terkeden sevenleri,kurşunlara dizerek.
Bedrettin'i astık,Pir Sultan'ı ölüp ölüp dirilirler bilmeden. bir yakmayı bilmiyorduk eskiden iki Temmuz miladı oldu dostlar türkü yakanları yaktık,şiir yazanları yaktık,yaktık çizenleri çocukcasına yaktık utanmadan semaha dönen gencecik fidanları utanmadık koca Bezirci'yi yakarken,öyküleri dünya dillerindeki Aziz ustadan utanmadık,davranmadık sönsün bu yangın diye bir kovacık su ile seyre durduk beyaz camda,seyre durduk elimizde fincan fincan çaylarla
burnumdan gitmeyen yanık kokusunda çok payımız var payımız var içimde yanan insan etinden dökülüp dağılan tikelerinde öyle yapıştı ki bulaşık balçık,yapışıp kaldı ki ellerimize nasıl temizlenir yüreklerimiz,nasıl arınılır yangın isinden bir çare gösterin ey güzel dostlar bir çare ki ; bağışlansın yüreğimiz içinden.
2.7.2006.GEBZE
ŞİİRİ ÖZLÜYORUM" dergisinin Ağustos-Eylül 2006. 17. sayısında yayımlanmıştır.
dergi tanıtım sayfası www.blogcu.com/siiriozluyorum/ dur.iletişim ve abonelik bilgilerine oradan ulaşılabilir. |
|
BİREYLEM
- Tarih: 02:22 17/9/2006 Yazan: aykizdan BİREYLEM
haydi bakalım birey olmak kolay mı ? yeterince eğlendin gönül!
bireylendin,bireyleştin ,bireyselce eğlendin haydi gönül bırak artık bırak yeter eğlenceyi oynaşı! zamanıdır bırakmanın gerekmeyen uğraşlarla telaşı!
haydi gönül,haydi artık biraz cesur ,biraz cabbarane ol! biraz biraz vakti geldi alim olan ağlasın da arif olan anlasın hey gidi günler denilen ne günleri özletiyor şu yaşadığımız yıllar! haydi artık vakit tamam pek birikti bungunluklar biraz eylem yapmalı! bireysin sen ,bilgin yeter,insan gibi yaşamanın geldi artık zamanı! "ne yapmalı" ne etmeli nasıl olmalı dünyamız,buna çare bulmalı! haydi gönül,haydi birleş bireylerle, bireyleşen bireysellik bir yere kadar deyip aklı başa devşirip te,plan proje çizerek,yakışacak,yaraşacak bir eylem yapılmalı! bir eylem,bir eylem ,bir eylemin şimdi artık tam zamanı hey gönül! birlik günü ,dirlik için birleşip te yapılmalı bir eylem,bir eylem ki şimdi eylem zamanı ! bir olmak var benzerlerin içindeyken bir kalarak hür olmak var ,eylem buna değmeli! bir eylem yapılmalı,bireyleşen bireylerlerle bir eylem!.tam zamanı ! 5.5.2006.GEBZE
"BİREYLİKLER" dergisinin Temmuz-Ağustos 2006. 9. sayısında yayımlanmıştır..Editörü edebiyatçı,Şair Halim Şafak olan dergiyle iletişim adresi bireylikler@gmail.com olup,edinilebilecek adreslere ve abonelik bilgilerine bu mailden yanıt alabileceksiniz. |
| :: Sonraki Sayfa |